30 Ekim 2013 Çarşamba

VEJETERYAN BESLENME STiLi ÖLÜM RiSKiNiZi %32 DÜŞÜREBiLiR, HAYATINIZA 9,5 YIL KATABiLiR;

 
VEJETERYAN BESLENME STiLi ÖLÜM RiSKiNiZi %32 DÜŞÜREBiLiR, HAYATINIZA 9,5 YIL KATABiLiR;
Prevent Disease; 4 Nisan 2013, Perşembe

İki geniş çaplı araştırmaya göre vejeteryan beslenme stili uygulayanlarda kalp hastalıklarına bağlı tedavi ve ölüm riskinin daha düşük olduğu belgelenmiştir.

45.000 gönüllünün katıldığı ve %34 ünün vejeteryan olduğu araştırmada vejeteryan beslenme stilini uygulayan kişilerin et ve balık tercih edenlere göre çok daha sağlıklı kalplere sahip olduğu, bunun nedeninin vejeteryan beslenmeye bağlı düşük tansiyon ve düzgün kolesterol seviyeleri olduğu Oxford Üniversitesi, Kanser Epidemiyoloji Bölümü Yard. Direktörü Prof. Tim Key tarafından açıklanmıştır. İngiliz ve İskoç gönüllülerin izlendiği 11.6 yıllık süreçte kalp hastalıklarına bağlı 1.066 hastane başvurusu ve 169 ölüm kaydedilmiştir. Araştırmada yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite, sigara, alkol, sosyal çevre ve eğitim gibi faktörler titizlikle ayrıştırılmış ve vejeteryanlar lehine %32 oranında risk düşüşü açıklanmıştır.

İkinci araştırma A.B.D. Loma Linda Üniversitesinde yapılmış ve erkek katılımcılardan vejeteryan beslenme stilini tercih edenlerin et ürünleri tercih edenlere göre 9.5 yıl, kadınların ise 6.1 yıl daha fazla yaşadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Amerika ve Kanada vatandaşlarından 96.000 kişiyi kapasayan araştırmanın verileri “Academy of Nutrition and Dietetics' 2012 Food & Nutrition Conference & Expo” da açıklanmış ve araştırmacı Gary Fraser vejeteryan beslenme stilindeki kişilerin et tüketicilerine oranla ortalama 13 kg daha hafif olduğunu da belgelemiştir.

“American Journal of Clinical Nutrition” da açıklanan verilerin yazarı “Cancer Epidemiology Unit, University of Oxford” dan Dr Francesca Crowe düşük yağ oranlarına sahip vejeteryan diyetinin kan basıncı, kolesterol ve insülin direncine olan olumlu etkilerin kalp ve diyabet hastalıkları risklerini azalttığını belirtmiştir.
Özelikle kırmızı et ve işlenmiş et ürünleri içerdikleri heme-demir, satüre yağ, sodyum, nitrit ve diğer kanserojenler nedeni ile obezite, kalp hastalıkları, diyabet gibi kronik hastalıklar ve bazı kanser türlerinin oluşum riskini arttırmaktadırlar.

Zindelikler Dileriz...

SÜTE iHTiYACIMIZ VARMI? BiZCE YOK ! NEDENLERi;



SÜTE iHTiYACIMIZ VARMI? BiZCE YOK ! NEDENLERi;

1. Patojenler, Bakteri & Antibiyotikler

Mandıra inekleri yeşil çimenler yerine yüksek protein içeriğine sahip soya ürünleri ile beslenmektedir. Bu işlem ineklerin normalden daha büyük hipofiz bezlerine sahip olmasına ve daha hızlı bir şekilde süt üretmelerini sağlamaktadır. Fakat bu yöntem inekleri zayıf ve sağlıksız bir hale getirdiğinden dolayı üretime devam etmeleri için süt endüstrisi tarafından antibiyotikler ile takviye edilmektedirler. Bu antibiyotikler ise günlük kullandığımız süt ürünlerinin tamamına geçmektedir.

2. Pastörizasyon

Pastörizasyon işlemi ham ürünün yüksek derecelere ısıtılarak patojen ve bakterilerinden arındırılması işlemidir. Fakat bu işlem sırasında süt içerisindeki insan vücudunun ihtiyacı bulunan doğal enzimler de yok edilmektedir. Pankreasımız hayvan cinslerinin annelerinin sütünü parçalayabilmek için tasarlanmamış olduğundan sütü parçalamak için gerekli enzimleri üretmekte çoğunlukla başarısız kalmakta, laktoz intoleransı denilen durum ortaya çıkmakta ve pankreas aşırı yüklenmektedir.

3. Homojenizasyon
İnek sütünde bulunan doğal kaymak homejenizasyon adı verilen kimyasal bir işlemden geçirilmektedir. Düşük yağlı süt olması açısından ekşime noktasına kadar zorlanarak kaymak ayrılmakta fakat ironik olarak bu ayrılan kaymağın sütün sindirilmesine katkısı, vitaminleri, mineralleri ve yararlı kısa zincirli yağ asitleri göz ardı edilmektedir.

4. Büyüme Hormonları

Büyükbaş hayvanların yetiştirilmesinde kullanılan büyüme hormonları IGF-1 insülin benzeri büyüme faktöründe dramatik bir yükselmeye neden olmaktadır. Negatif sağlık etkilerinden en büyüğü IGF-1 in meme kanseri oluşumunu tetiklemesidir.

5. Kemiklere Yarar Sağladığı İnanışı

“Nurses Health Study” sonuçlarına göre sütün kemikler için yararı değil tam tersine zararı olduğu bulunmuştur ve daha az süt daha sağlıklı kemikler anlamına gelmektedir. Süt ürünlerini en az tüketen Asya ve Afrika ülkelerinde osteoporoz oranları oldukça düşüktür. Bu araştırma sonuçlarını takiben ABD Federal Ticaret Komisyonu (FTC) ABD Tarım Bakanlığına (USDA) sütün osteoporoz koruması veya kemiklere yararı hakkında bilimsel bir kanıt bulunup bulunmadığını sormuş ve süt endüstrisi üreticilerinden bir kanıt getirilememiştir. Bununla beraber hayvansal proteinin kemiklere zararlı olduğunun kanıtları bulunmakatadır.

6. Bir Süt Proteini olan “Kazein” Yararlımı ? Zararlımı?

Karıştırdığımız birçok literatür ve makalede ’kazein’ in değişik formlarının değişik etkileri olduğunu farkettik. Bu nedenle kazeini ham sütten başlayarak, adım adım işlenme aşamalarındaki değişiklikleri ile yakında tek başına bir yazı konusu yapmayı planlıyoruz.

Zindelikler Dileriz...

GLUTEN VE KiLO iLiŞKiSi



Ocak 2013 “Journal of Nutritional Biochemistry” de yayınlanan bir araştırma gluten ve kilo alımı-bel yağlanması arasındaki ilişkiyi tekrar göz önüne sermiştir.

Gluten ve obezite arasındaki ilişkinin test edildiği klinik deneyde diyabet ve kalp hastalıkları riskini arttıran obezite ile metabolik sendromlara sebep olan biyolojik markerlerin araştırılması amacı ile iki grup fare üzerinde çalışılmıştır.


Her iki grup da aynı kaloriye sahip yüksek yağ içerikli diyet ile beslenmiş; 1. grup tamamen glutensiz beslenirken 2. grupta % 4.5 oranında gluten içeren besinler kullanılmıştır.
Araştırma sonuçlarında buğday ve kalorinin kilo alımı ile ilgisinin glutene göre daha az olduğu, neden olarak ta gluten proteinlerinin endokrin / eksokrin işleyişini bozarak ve direkt olarak gen ekspresyonuna müdahale ederek metabolizmayı kilo alımına yönlendirdiği bulunmuştur.
Araştırmacı Sayer Ji, aynı kalori ve yağ oranları ile beslenildiği halde sadece glutenli beslenen farelerin kilo aldığını belirtmiştir.

NEDENLERDEN EN öNEMLiSi BUĞDAY; HALA AYNI BUĞDAYMI?
50 yıl önce bir buğdayda % 5 oranında gluten bulunurken günümüzde bu oran % 50 ye kadar çıkabilmektedir.


İşlenmiş gıda endüstrisinin üretim verimliliği, pişirme/kabartma hızı, daha esnek kullanıma yönelik protein ihtiyacı gibi sorunları tarım değişiklikliklerinin teşviki ile glutenin 10 kat artışına neden olmuştur. Sonuç ise çok kısa sürelerde üretilebilen fakat sağlıksız gıdalarla dolu bir dünya olmuştur. Özellikle buğdaya dikkat !


Zindelikler Dileriz...

BiTKiSEL PROTEiN & HAYVANSAL PROTEiN



Protein Nedir?

Protein, bir kısmını yediğimiz besinlerden almamız gereken (esansiyel aminoasitler) fakat bir kısmının da vücudumuz tarafından imal edilmesi gereken (non-esansiyel aminoasitler) bir aminoasit kombinasyonudur. “Tam Protein” terimi ise vücudun ihtiyacı olan orantıya sahip dokuz esansiyel aminosit anlamını taşır. Hayvansal proteinlerin tamamı “tam protein” yapısına sahiptir. Bunun nedeni ise hayvanların gerekli aminoasit bileşimini zaten kendi vücudu için bir enerji harcayarak yaratmış olmasındandır. Hayvansal protein aynı zamanda “kompleks protein” olarak ta adlandırılır ve geleneksel olarak eski inanışlara bağlı olarak bitkisel proteinden üstün olduğu düşünülür. Bitkisel protein ise değişik sebze ve meyvelerdeki esansiyel aminoasitlerin doğru ölçüde toplanarak vücut tarafından kendisine uygun olarak yapılmasını ifade eder.

Vücudumuz Protein ile Neler Yapar?


Vücudumuzun günlük iş listesi proteinsiz yapılamaz. Protein; hormon, enzim, antikor, kas ve göz lensimize kadar her noktada gereklidir. Protein; oksijen taşınmasını sağlar ve kaslarımızda kasılmayı sağlar. En önemli görevi ise; vücut dokusunun korunması, değişimi ve yapılanmasındaki rolüdür.

Raw-Food Tarzı Beslenmede Gerekli Protein Alınabilirmi?


Son yıllarda yapılan birçok araştırma bir gerçeği ortaya çıkartmıştır; Hayvansal protein alımı vücutta daha çok protein ihtiyacı doğurmaktadır !
Vücudumuz proteini tamamlanmamış formda yani aminoasit olarak alıp değişik görevler için kendi proteinini yapmayı tercih eden bir mekanizmadır. Tam veya kompleks tarzda alınan hayvansal proteinlerin ise bu nedenle öncelikle aminoasitlerine parçalanması, ayrılması ve gereken görevler için tekrar birleştirilmesi gerekmektedir. Bitkisel aminoasitler ise bu işlemi geçip direkt olarak ikinci birleştirme aşamasını sağlamaktadırlar.

Raw Food Beslenme Tarzında Protein Kaynakları Hangileridir?


Yediğimiz besinlerin çeşidini arttırmak aslında içlerindeki esansiyel amino asit çeşitliliğini arttırıp vücut içinde birleştirebilmek anlamına gelir. Kuruyemiş ve çekirdek tarzındaki besinler ile yeşil yapraklı sebzelerde bol çeşitli aminoasit bulunur ve aynı zamanda diğer mineraller, klorofil ve lif açısından da zengindirler. Bitkisel protein almak aynı zamanda bir et kaynağına göre daha az yağ ve daha fazla kalori anlamına da gelir.
% Olarak Protein Kalorileri ve Bazı Örnekler;
Lahanagiller % 55
Yeşil Yapraklı Sebzeler % 35 – 50
Kuruyemiş / Çekirdekler % 12 – 20
Diğer Sebzeler % 10 – 45
Meyveler % 1 - 10
Bir fincan demir zengini mercimekte yaklaşık 85 gr bifteğe eşit 18 gram protein bulunur.
Bir fincan ıspanakta 5 gr protein ve ayrıca kalsiyum ile demir bulunur.
Spirulina, kas gelişimine önem verenler tarafından tercih edilir ve % 65 protein, % 20 karbonhidrat içerir.
Ayçekirdeği yüksek bir protein kaynağıdır. Yemek ile birlikte yada atıştırmalık olarak düzenli tüketimi kas gelişimine de büyük katkı sağlar.

Zindelikler Dileriz...

EV YAPIMI HiNDiSTAN CEViZi (TERE)YAĞI



Tereyağı yerine ev yapımı hindistancevizi (tere)yağı kullanmak istermisiniz?

Hindistan cevizi yağı sağlıklı ve tedavi edici özellikleri bulunan orta zincirli trigliseritler (MCT) içerir. Bu satüre yağ vücudumuzdaki her hücrenin yapı taşı olan önemli fakat ender bulunan bir yağ türüdür. Kolesterol ile kalp hastalıkları riskini düşürücü, bağışıklığı kuvvetlendirici, bakteri ve vürüsleri yokedici özellikleri dışında kanser ve diğer dejeneratif hastalıklara karşı koruyucu ve alzheimer semptomlarını azaltıcı etkileri de bulunur.

Evinizde oldukça kolay bir şekilde hindistancevizi (tere)yağı imal edip kullanmak isterseniz;
• 225 – 250 gr (tercihen organik) tatlandırılmadan rendelenmiş hindistan cevizi,
• 1 yemek kaşığı hindistancevizi (sıvı)yağı,
• 1 çay kaşığı vanilya özütü,
• (opsiyonel) 1 tutam iyotsuz ve katkısız tuz (tercihen iri taneli kosher tuzu) karışımını 10 – 15 dakika süre ile blenderdan geçirerek yumuşak tereyağı kıvamına getirebilir ve sağlıkla kullanabilirsiniz.


Zindelikler Dileriz...

BiR TARiF; ENERJi BARI



Lezzetli ve besleyici, doğal şeker ve proteini ile enerjinizi yükseltecek, yeterli lif ve tatlılığı ile açlığınızı giderecek bir enerji barı...
Eşit miktarlarda (örneğin 1’ er fincan) badem, hurma ve kuru üzüm blenderdan geçirilir, tepsi içerisinde preslenir ve 5x5 cm lik karelere kesilir...
Mumlu kağıtlara sarılarak taşınır ve keyfi sürülür ...

BiR TARiF; DETOKS SALATASI



En lezzetli detoks salatalarından bir tanesi; vücudunuzda biriken toksinlerin atılması ve enerjinizi geri kazanmanız için önerimiz:

1 küçük deste brokoli, çiğ yada çok kısa süre kaynar suya atılmış (brokolinin vücut detoks sistemi üzerinde güçlü ve pozitif bir etkisi bulunmaktadır).
1 greyfurt, soyulmuş ve dilimlenmiş (greyfurt yüksek lif içerir ve bulunabilen en besleyici yiyeceklerdendir).
1 nar, ayıklanmış (nar bir detoks diyetini besleyen antioksidanları içeren ve bağışıklık sistemini destekleyen en sağlıklı meyvelerdendir).
¼ fincan ince dilimlenmiş rezene (antioksidan ve antienflamatuar özellikleri bulunan bir fitokimyasal olan anetol içerir ve bir hafif diüretiktir).
1 avokado, dilimlenmiş (avokado B6, C ve E vitaminleri, lif, potasyum, magnezyum ve folat deposudur).
¼ fincan kıyılmış ceviz yada çam fıstığı.
Saf zeytinyağı (kimyasal özelliklerinden dolayı biyolojik ve terapi etkisi ile vücut fonksiyonları için yararlıdır).

Tüm ürünleri karıştırın ve keyfini çıkartın...